M&G&G

Üye Bölümü



Ziyaretçi Sayısı

Bugün57
Dün49
Hafta230
Ay1032
Tümü19539

Gündem Haberler

Hava Durumu

burçlar

Günlük burçlar

HÜR MÜSÜNÜZ? Yazdır e-Posta
HÜR MÜSÜNÜZ?    
 
Yazar Zeynel Gündoğdu 
   
 “Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister”

                                                                                                 M.K. Atatürk

 

 Size yaşanmış bir öğretmen hikâyesi anlatayım. Bu hikâye taraflardan birinin ağzından dinlenmiştir. Anlatıcının kendisini doğrulamak için kullandığı bu hikâye aynı zamanda suçunun itirafıdır. Hepimize karşı, öğretmenliğimize karşı işlenmiş suçun itirafıdır.


 

Diyarbakır -Silvan İlçesi, yanılmıyorsam 1997–98 eğitim öğretim yılı, ilköğretim okullarını teftiş etmeye gelen müfettiş grubunun başkanı müfettiş Ahmet –soyadını hatırlamıyorum, bunun içinde üzgün değilim- der ki:

 Öğretmen görev yaptığı yerdeki toplumun normlarına uymak zorundadır.

Üniversitelerimizde pedagoji derslerinde tersini öğrensek de, Cumhuriyetin

Öğretmenlere yüklediği görev bunun kimi zaman aksini yapmayı gerektirse de, İlçe Halk Kütüphanesi toplantı salonunda bulunan tüm ilköğretim öğretmenleri, ben dâhil olmak üzere, itiraz etmedik.


“Bu durumda kan davasını ve töre cinayetlerini umursamamak hatta bunları onaylamak gibi bir zorunluluğumuz ortaya çıkıyor sayın müfettişim” cümlesi dilimin ucundaydı ama sessiz kalmayı tercih ettim ve ettik. Bizi teftiş edenle tartışmaya girmek hem gereksizdi hem de toplantının uzamasına neden olacaktı.

 Bundan sonra anlattıkları toplumun normlarına uyma konusundaki tezini ispata yönelikti. Bu ispat çabası salonda bulunan tüm öğretmenleri tam da yüreğinden vurdu.

Müfettişimiz üst perdeden çıkardığı emin ve gür bir sesle ispata yönelik hikâyesine başladı;

             

 Birkaç yıl evvel bayan bir tarih öğretmenimiz Diyarbakır teftiş kuruluna ziyarete gelmiş ve kendisinden yardım istemiş. Müfettişimiz o zaman da Silvan’ dan sorumlu grubun başkanlığındaymış . Öğretmenimiz özellikle İnkılâp Tarihi derslerini işlerken söylediklerinden dolayı tehdit alıyormuş. Sorun sadece tarih dersleri de değilmiş,  aynı zamanda bu bayan öğretmenimiz giyimi konusunda da eleştiri ve tehdit alıyor, başını örtmesi için çevreden tavsiyeler geliyormuş.

  Öğretmenimiz, kendisinden görev yeri değişikliği talebinde bulunmuş. Tabii ki müfettişimiz bu isteğinin kendisini aşan bir durum olduğunu belirttikten sonra tarih öğretmenimize bazı tavsiyelerde bulunmuş.   Bu yardım talepleri birkaç kez daha tekrarlanmış ama öğretmenimiz, sevgili müfettişimizin önerilerini de hiç dikkate almıyormuş.Sonuçta ne mi olmuş?  Genç tarih öğretmenimizin yüzüne kezzap,  yani nitrik asit atılmış Bu yüzdendir ki biz içinde bulunduğumuz toplumun normlarına uygun hareket etmek zorundaymışız.

 Salona derin bir sessizlik çöktü önce, sonra dalgalandık hep beraber, müfettiş hala konuşuyordu ama kimse duymuyordu artık söylenenleri.

Hatırladığım bir şey daha var. Belki de yüreğime su serpen tek şey. Geriye kalanları unutmayı tercih ederdim ama ne mümkün.

 Ben o öğretmenimin müdürüydüm! diyen bir haykırış…

 Sevgili müdürüm, -o anda kayıtsız şartsız hepimizin müdürüydü- hangi cesaretle böyle konuşabildiğini soruyordu. Sormaya da devam ediyordu “Türkiye Cumhuriyeti’nin müfettişi,  yanında Türkiye Cumhuriyeti’nin İlçe Milli Eğitim ve Şube Müdürleri olduğu halde, hangi cesaretle böyle konuşuyordu. İşini yapması gerektiği gibi yaptığı için Cumhuriyet kadını gibi davrandığı için yüzüne kezzap atılmış bir öğretmen hakkında nasıl oluyor da bunları söyleme cesaretini gösteriyor ve bize de “aman ha böyle yapmayın” demeye getiriyordu.” 

 Soruları cevapsız kaldı…..

 Bütün bu soruların cevabı aslında belli idi. Bu cesaret boş yere ortaya çıkmıyordu. Çok önceden, Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana laik, demokratik cumhuriyeti içine sindirememiş olanların günü yaklaşıyordu ama ne yazık ki biz bunu fark edecek kadar irfan sahibi değildik. Görevlerimizi tam anlamı ile yerine getirmemiştik. Yüzümüze kezzap atılma riskini göze alamamıştık. Cumhuriyetin bizden istediklerini kavrayamamıştık. Oysa bu söylenmişti bize..

 “Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister”

 Öğretmenler olarak bize düşen görevi, üstlendiğimiz sorumluluğun önemini bu sadelikte ve anlam zenginliğinde tanımlayacak bir başka ifade bulmak oldukça zor. Çünkü gelişen dünya, değişen şartlar ve inanılmaz bir hızla ilerleyen teknoloji karşısında ancak fikri hür, insanlar kendilerine ve uluslarına pay çıkarıp fayda sağlayabilirler. Dar bir dünya görüşüne sahip, düşüncelerini dayatılmış kalıplara esir eden bir bireyin fayda sağlayıcı olması mümkün değildir. Vicdanı hür, olmalıdır ki mensubu olduğu sosyal grubun ya da zümrenin menfaatlerini, toplumun ya da ülkenin menfaatlerinden üstün tutmasın. İrfanı hür, yani sezgisi ve kavrayışı hür olsun ki bağnazlığa geçit vermesin. Tehlikeyi sezebilsin, ilerlemenin yollarını kavrayabilsin.

 Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmenin görevi bu sözle anlamını bulmuştu. Biz örnektik. Bu topluma örnektik. Bu topluma geçmişin yılgınlıklarından kurtulması için özgüven aşılayacak olan bizlerdik. Çağdaş insan modeli öğretmenler üzerinden gösterilecekti. Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmene duyulan saygı ve değerin bugünle kıyaslanmayacak derecede yüksek oluşu da bu anlayışın bir göstergesidir. Öğretmen, çağdaş Türkiye’nin sembolü idi. Atatürk, çağdaş Türkiye’nin onun omuzlarında yükseleceğini söylüyordu.

 Belki de bu yüzden Türkiye’nin yakın tarihinde en çok öğretmenler sürüldü. Cumhuriyete ve bu ülkeye saldıran herkesin hedef tahtasında bu yüzden hep öğretmenler oldu. Kimi zaman dervişlerin kör bıçağına, kimi zaman PKK’nın kör kurşununa, kimi zaman da bu ülkü uğruna öğretmenin yanında olması gerekenlerin, şahsi çıkarları uğruna feda edildik.

 O gün, Atatürk’ün sözünü kendine düstur edinmiş, mesleki sorumluluğunu onurla taşıyan öğretmenlerin aslında hâkim olanlarca hiç de istenmediğini fark ettim. Senin haddine mi norm değiştirmek, senin haddine mi bağnazlığın tehditlerine boyun eğmemek, senin haddine mi alan memnun satan memnunken bir şeylerin yanlış gittiğini milletin gözüne çomak sokar gibi sokmak? Üstelik senin yanında olması gerekenleri uyarıp, önerilerini de dikkate almayacaksın öyle mi? O zaman bu ceza sana az bile. Bazılarımız için sadece kezzap yeterli olacak mı?

 

Aradan on yıla yakın bir süre geçti. Şimdi ülkece  “mahalle baskısı” diye bir kavramla tanıştık. Henüz örneklerine şahit olmadık. Ama bu işler böyledir, ilk önce kulakları alıştırırsın. Sonra bir iki münferit olay gerçekleşir. Artık daha fazlası için gerekli alışkanlık sağlanmıştır. Demokrasi ile yönetildiğimize göre, halk da böyle istiyorsa eğer, toplumun normlarına uymanın vakti gelmiştir. O toplumda töre cinayeti işleniyorsa da işlensin, kan davası varsın olsun, kız çocukları okutulmasın e önemi var. Artık bunlarla ve çok daha fazlasıyla barışmaya çalışsak iyi mi olur acaba?

 

Zeynel GÜNDOĞDU

AES Çalışma Komisyonları Genel Sekreteri
 
Büyük Başlık
JoomlaSearcher
Google